Çanakkale ruhu, öncelikle Türklerin kendi evinde mağlup edilemeyeceğini ortaya koymuştur…

Çanakkale, sömürgeci devletlerin, Türkleri tarih sahnesinden silip yok etme girişimlerinden birisidir. Amaç İstanbul’u alıp, Türkleri Anadolu’dan atmaktır. Batılı devletler tarafından “Hasta adam” imajı verilen Osmanlı’nın sona erdiğini ve bu savaşı kesinlikle kazanacaklarını düşünürler. Ordumuzun ve milletimizin fedakarlığı, kahramanlığı, kararlılığı dünyanın en modern ordusunu Çanakkale’de büyük bir yenilgiye uğrattı. Çanakkale Zaferi üzerine merak edilen soruları Düzce Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Celil BOZKURT’a sorduk…

Osmanlıyı I. Dünya Savaşına sürükleyen etkenler nelerdir?

Osmanlı Devleti, muhtemel bir savaşta savaşın dışında kalamayacağının farkındaydı. Mutlaka, güçlü müttefiklerle hazırlığını yapmak zorundaydı. İlk tercih, İtilaf devletleri olacaktır. İttihatçılar, İngiltere ve Fransa nezdinde ittifak görüşmeleri yapmışlar fakat ittifaka kabul edilmemişti. Hatta Rusya ile bile görüşmeler cereyan etmişti. İtilaf Devletleri, gizli antlaşmalarla Osmanlıyı paylaştıkları için böylesine bir ittifaka yanaşmadılar doğal olarak. Osmanlı, zorunlu olarak Almanya’ya yanaşmak durumunda kalacaktır. Hükümetteki Alman yanlısı İttihatçıların da bastırmasıyla birlikte Almanya safında savaşa girilmiştir. Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslav adlı gemilerin Osmanlıya sığınması, Almanya ile yapılan gizli ittifakın bir sonucu olarak yaşanmış bir mizansen idi.

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na dahil olurken kendisine nasıl bir strateji belirledi?

Osmanlı Devleti’nin temel stratejisi, savaş durumunda yalnız kalmamak, mutlaka güçlü müttefikler bulmak üzerineydi. Çünkü, Osmanlı, yalnız kaldığı takdirde savaşın kendini her türlü yakacağının bilincindeydi. Bu politika, 2. Abdülhamit’ten bu yana “denge politikası” olarak uygulanıyordu. Fakat, bu defa savaş dünyanın şimdiye dek görmediği çapta ve tahrip gücünde olabilirdi.  Osmanlı idarecilerine göre, bu yıkımdan ancak güçlü müttefiklerle çıkılabilirdi

Neden Çanakkale?

İtilaf Devletlerine göre Çanakkale, Osmanlı’nın kalbi olan payitaht İstanbul’a giden en kestirme yoldu. İngiliz stratejisi, savaşın hemen başında İstanbul’un işgali ve Osmanlının savaş dışına itilmesi yönünde oluşturuldu. Aynı zamanda, iç karışıklıklarla ayakta durma mücadelesi veren Rusya’ya da gerekli yardımlar yapılmış olacaktı. Ayrıca, Rus limanlarında bekleyen buğday ambarlarına ulaşılarak Avrupalı askerlerin açlık sorunu çözülebilecekti. Tüm bunlar, ilk müdahalenin Çanakkale’den yapılmasına neden olacaktır.

Çanakkale zaferi Osmanlı parlamentosunda nasıl karşılandı?

Dünyanın “yenilmez armadası” denilen Britanya donanmasına karşı alınan zafer, haklı olarak Osmanlı parlamenterlerini sevince boğmuştu. Osmanlı, hem büyük bir güzü dize getirmiş hem de “hasta adam” olmadığını dünyaya kanıtlamış oldu. Bu zafer, Osmanlı’nın fabrika ayarlarına geri dönmesi anlamına da gelmekteydi. Osmanlı Genelkurmayı, savaştan galip çıkabilecek bir potansiyelde olduğunu düşünmeye başlamıştı. Fakat, Hükümet, hem hazırlıksız hem de tecrübesiz olduğunu göz ardı etmekteydi.

Cepheler arasındaki alışveriş?

Çanakkale, dünyanın en kanlı savaşlardan birine sahne olmuştur. İngiliz sömürgesi olarak cepheye gelen Anzaklar, “gayr-i medeni, barbar vs” bir milletle savaşmaya geldiğini sanıyordu. Fakat, savaşta kendilerinden pek de farklı olmayan bir milletle savaştıklarını gördüler. Ayrıca, Türklerin savaştaki cesareti ve sergilediği insanlık onları etkilemişti. Bunlar, iki taraf askerlerinin duygusal olarak birbirlerini anlamalarını sağlamıştı. Siper savaşlarında birbirlerine sigara, konserve vs attıklarını biliyoruz. Bu, hem karşılıklı saygıya hem de karşılıklı bir şakalaşmaya delalettir. Çünkü, her gün ölümün soğuk yüzünü gören askerler için insani bir durumdu.

Çanakkale’de yemeklerin durumu?

Biz Türkler, tarihe karşı oldukça duygusal bazen de eziklik psikolojisiyle bakıyoruz. Çanakkale’de bir çok açıdan yetersizdik doğrudur bu. Ama, askerimizi besleyecek düzeyde yiyeceğe ve düzenli işleyen bir iaşe sistemine sahiptik. Çanakkale’deki yaşanan açlığa delil olarak gösterilen bir çok argüman ya saptırılmıştır, ya da başka cephelere aittir. Burada yapılmak istenen, “açken bile harikalar yarattık” tarzında bir hamaset edebiyatı oluşturmak. Ama, o kadar aciz değildik biz. Askerimiz, her türden bir kahramanlık destanı yazmıştır zaten. Bunu anlatmak için, uydurma hamaset hikayelerine sarılmanın anlamı yoktur sanırım.

Çanakkale ruhu?

Çanakkale ruhu, öncelikle Türklerin kendi evinde mağlup edilemeyeceğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Türklerin düşmanın potansiyeli ve gücü ne olursa olsun onlarla boy ölçüşecek bir cesarete ve tarih şuuruna sahip olduğunu kanıtlamıştır. Bu ruh, sonradan Milli Mücadele’nin de itici kuvveti olacaktır.

Çanakkale Şehitleri Abidesi?

İtilaf Devletleri, hem Sevr hem de Lozan Antlaşması’nda cephedeki mezarlıkları için bir takım haklar talep etmişti. Bu, onların ölen askerlerine duyduğu saygıyı ve onlara olan vefa borcunu yansıtması bakımından önemlidir. Savaşın hemen ertesinde cephedeki mezarlıklarını tamir ettiler ve bazı abideler dikerek varlıklarını ebedileştirdiler. Biz Türkler, bu hususta itiraf etmek gerekir ki Batılılar kadar hassas olamadık. Bizim mezarlıklarımız onlarınki gibi bakımlı ve düzenli değildi. Aynı zamanda onlar kadar abideler inşa edemedik. Çanakkale’de bir abide dikmek Atatürk döneminden beri hep gündemimizde olmuştur. Lakin, 1960 yılına kadar bunu başaramadık. Fakat Türk milleti, bu başarısızlığın hep ezikliğiyle yaşadı. Nihayet 1954 yılında abidenin temelini attık. Fakat, olumsuz hava koşulları ve müteahhidin yaptığı yolsuzluk nedeniyle inşaat defalarca yarım kaldı. Abide, Türk milleti için bir “utanç” abidesine dönüşmüştü. Nihayet, Milliyet gazetesinin liderliğinde yürütülen kampanya sonunda 1960’da bitirebildik. Bu hikayeden alınması gereken çok dersler vardır.

Çanakkale Savaşında Türk tarafı kaybının, Genelkurmay Başkanlığının resmi belgelerinden daha fazla olduğunu belirtmiştiniz. Bu kaybın 957 subay, 88 bin 796 yaralı, kayıp, esir, hastahanede ölen hava değişimi alanlarla birlikte bu sayının 181 bin 184 olduğunu aynı zamanda MSB’nin kayıtlarında Çanakkale’de en çok şehit veren ilin Bursa’nın Orhaneli ilçesi olduğunu ifade ettiniz. Bu konu üzerine açıklama yapar mısınız?

Çanakkale Savaşlarında şehit sayısını tam olarak hesaplamak hemen hemen imkansızdır. Çünkü savaşın dağdağalı atmosferinde bu kayıtlar düzenli olarak tutulamamıştır. Şehitlerimiz, hava koşulları ve çevresel etkenlerle bekletilmeden gömülmek durumunda kalmıştır. O hercümerç içinde kimlik tespitleri sağlıklı olarak yapılamamıştır. Kaynaklarda çok farklı rakamlar zikredilir. Şehitlerimiz, toplam kayıp hesabıyla bakıldığında, 200 bin civarındadır. Fakat, bunun kesin hesabını yapmak mümkün olmayacaktır. Gelibolu’da en çok şehit il bazında 4000 civarında şehitle Bursa, ilçe bazında da 1034 civarında Orhaneli olmuştur. Bursa’ya bağlı Orhaneli ilçesi, işsizlik, fakirlik ve geri kalmışlıkla bilinen bir ilçedir. Devlet büyüklerimizin buradan alması gereken açık dersler vardır. Bu, şehitlerimize olan bir vefa borcudur.