Yüreği vatan hasretiyle yanan, Al bayrağı Gök bayrağa gönderdiği selamı yüreğinde taşıyan, Gök bayrağın hür dalgalanması için yılmadan mücadele eden Nurala Hanım ile kısa bir röportaj yapıyorum. Aslında bu röportaj Doğu Türkistan’dan iskânlı göçmen olarak Türkiye’ye gelişin kısa bir anlatımı. Mücadelesi baba evinde başlamış. Türkiye’ye küçük yaşta göç ettikten hemen sonra mücadelesine devam etmiş. Kendisini birçok alanda geliştirmiş. Doğu Türkistan’ı bizlere ve dünyaya anlatmayı ve de anlamamızı kendisine bir borç bilen Türkistan şairi… Yaşadıklarını ve mücadelesini şiirindeki mısralarına döktüğünü biliyordum. Bilmediğim ne çok şey de varmış..

Nurala Hanım kendinizden kısaca bahseder misiniz?

  1957’de Doğu Türkistan’ın Yarkent Vilayetinde Doğdum. Ben doğduğumda babam Seyit Abdul Veli Han hoca Çin zindanlarında işkence çekmekteydi. 1949’da kızıl Çin tarafından işgal edilen vatanım Doğu Türkistan’dan ailemle birlikte göç etmek zorunda kaldık. 1961’de Afganistan’a, 1965’te Türkiye’nin şefkatli kucağına sığındık. 1967’de Hac münasebetiyle Suudi Arabistan’a gittik. 8 ay süren ziyaretten sonra 1968’de Türkiye’ye geri döndük. İlkokulun yanı sıra devletin göçmenler için açmış olduğu el sanatları ve halıcılık kurslarına devam ettim. Küçük yaşlarda Halıcılık Ustalık Diploması aldım ve sertifikalar aldım. 1974’te eşim Hamit Han Göktürk ile evlendim. Bir erkek üç kız evlada sahibiz. Çocuklarım ile eğitimime devam edip lise ve dengi okullardan diplomalarımı aldım.

   Doğu Türkistan ile ilgili konularda çok sayıda Uluslararası yerel Radyo ve TV programlarına katıldım. Doğu Türkistan Mutfağını ve Milli Kültürünü tanıtan sergiler açtım. Kayseri’de ve İstanbul’da 7-14 yaş arası çocuklara folklor eğitimi verdim. Türkiye genelinde ve Avrupa da olmak üzere birçok uluslararası toplantılara katıldım. Şiirlerim ve makalelerim Avrupa’da ayda bir yayınlanan “Euro İmaj” dergisinde bir kere ve Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yayınları olan Tarih dergisinde de yayınlanmaya devam etmekte.

1961 yılında Çinliler tarafından Afganistan’a sürgün edilip, 1965 yılında Türkiye’ye iskânlı göçmen olarak kabul edildikten sonra Kayseri’ye yerleştiniz. Bu uzun yolculukta neler yaşadınız?

    Biz 1961 yılında Doğu Türkistan’dan tamamen kendi isteğimizle göç ettik. Çin bizi sürgüne göndermedi böyle dersek yanlış olur. Mao’nun döneminde Doğu Türkistan’da zulüm ve işkence yüzünden kimseye huzur ve rahat yoktu, insanlar nesillerinin hür Dünyada yetişmeleri, Vatanlarında olup bitenleri Dünyaya duyurabilmek için Afganistan’a ilticada bulundular. O yıllarda Dünya ile ilişkisi tamamen kesilmiş olan çin Afganistan’ın isteği üzerine bir takım insanlara göç imkânı verdi…

Doğu Türkistan’dan Afganistan’a gelene kadar çok büyük zorluk yaşadık. Yeterli binek olmadığı için yaşlılar ve çocuklar bineklere bindirildi, büyükler, gençler sağlığı yerinde olanlar yürüdüler. Üç buçuk aylık çok meşakkatli bir yol aldıktan sonra Afganistan’a gelebildik.

1965 te birleşmiş milletlerin maddi yardımı ve Türkiye Devletinin bizi kabul etmesi ile Türkiye’ye Uçak ile geldik. Bizim için İskânlı konut olarak inşa edilen 65 metre karelik evlere yerleştirildik. Afganistan da yaşadığımız kadar zorluk yaşamasakta elbette muhaceret yılları kolay değildi. Ben Afganistan’a geldiğimde küçük bir çocuktum orada çocuklar bize çinayi diyorlardı, Türkiye ye geldik bize göçmen dediler. Vatanınızı terk ettiğiniz zaman Dünyanın neresinde olursanız olun insanlar size gereken değeri vermezler, en zor olanda budur.

O dönemde Doğu Türkistan’da sizin hatırladığınız Çin’in baskı politikaları var mı?

   Ben o dönemin baskı politikasını hatırlamam Annem Babam anlatırdı akla hayale sığmayacak kadar ağır işkence ve zulüm vardı ben göçün hikâyesini yazmaktayım, kitap yakında baskıya gidecek inşallah nasip olursa oradan daha çok bilgi edinirsiniz. Ve söz konusu baskı zulüm halen devam ede gelmektedir.

Kayseri’ye yerleştikten sonra neler yaşadınız? Karşılaştığınız zorluklar nelerdir?

   Kayseri’ye gelince zorluklardan ziyade Kayserili Kardeşlerimizin kadirşinaslığı bizlere vatanını, sevgisini, yüreğini açışı, bizimle ekmeğini paylaşması ağır basar. Daha öncede değindiğim gibi öz vatanından ayrıldıktan sonra insanlar her yerde sıkıntılar yaşar. Kayseri’de bize yapılan iskânlı konutlar koru çayır at yarışı adlı bir meydana yapılmıştı o zamana göre merkezden uzaktı, zamanın şartları gereği sıkıntılarda yaşandı ama Kayseri halkı bize her türlü yardımcı oldular.

Şuan Doğu Türkistan’da olan akrabalarınız var mı? Varsa haberleşebiliyor musunuz?

   Doğu Türkistan da en çok akrabası olanlardan biriyim her halde ama Annemin, Babamın vefatından sonra hiç haberleşemiyoruz. Onlar hayatta iken mektup gelirdi, bizde mektup gönderirdik, onlar vefat edince biz Doğu Türkistan meselesinin yakın takipçileri olduğumuz için bizi Çin yönetimi terör listesine eklemiş olduğundan akrabalarımız bizimle haberleşmeye korkuyorlar. Onların sıkıntı çekmemesi için bir süre gizli haberleştik sonra haberler kesildi.

Bize, bazı kesimlerin kabul etmek istemediği Doğu Türkistan gerçeğinden bahseder misiniz?

Bazı kesimlerin kabul etmeyişinin birinci nedeni tamamen Doğu Türkistan’ın dünü, bu günü hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayışı, ikincisi Çin’den aldığı paranın ve hediyenin cazibesi, üçüncüsü Çin’in dünyanın gözünü boyamak için çevirdiği filim fırıldakların tesiri.

Siz, Doğu Türkistan mutfak kültürünün, edebiyatının ve sanatının üzerine çalışmalar ve araştırmalar yapıyorsunuz. Çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Doğu Türkistan öteden beri tarihte Dünya medeniyetine çok büyük katkılar sağlamış Türk İslam coğrafyasının en kadim merkezidir. Doğu Türkistan davasının temelinde bizliğimize sahip çıkmak yatar. Benim dini ve milli kültürümü benim neslim bilmiyorsa kimliği kaybolup gider. Bu yoldan yola çıkarak Doğu Türkistan milli kültürü üzerine sergiler açtım, seminerler verdim, makaleler yazdım. Doğu Türkistan’ın Türk Dünyasına uzanan köklü ve zengin mutfak kültürünün kalıcı bir eser olarak bırakabilmek adına uzun yıllar üzerinde çalışarak “Doğu Türkistan Geleneksel Uygur Mutfak Kültürü” büyük hacimli kitabım neşredildi. Kitabın öncesinde ve günümüze kadar pek çok yerli yabancı tv ler de Doğu Türkistan mutfağını tanıtan programlara katıldım. 2013 yılında Eskişehir’de Sanatçı Ahmet Yenilmez Bey ile Türk Dünyası Mutfak Kültürü adına bir aylık bir çalışma yaptık. Program Uydu aracılığı ile tüm Dünyaya yayın yaptı.

   2014 yılı Nevşehir Hacı Bektaş’ı Veli Üniversitesinin Gastronomi (Uluslararası otelcilik ve Aşçılık) bölümü öğrencilerine Doğu Türkistan Mutfak Kültürünü Uygulamalı olarak tanıttım.

Eşiniz Hamit Göktürk Bey ile birlikte Doğu Türkistan davasındaki mücadelenizden hiçbir zaman vazgeçmeyip, Uygur Türkleri’nin sesi olmaya devam ediyorsunuz. Sizin gözünüzde Türkiye’de Doğu Türkistan’a dair bilinç ne düzeyde?

Eşim Hamit Göktürk’le evlenmeden bu Dava Baba evinde mayalanmış bir dava idi. benim Babam Seyit Abdulvelihan Hoca 1966 yılı Afganistan’a geldikten kısa bir süre sonra “Şarki Türkistan Muhacirler Cemiyeti” adı altında Doğu Türkistan Göçmenler Derneğini kurmuştu. Türkiye ye gelene kadar Derneğimizde Muhacirlerle ilgili her türlü çalışmalar yapılırdı. Türkiye ye geldikten sonra derneğimizin yönetiminde değişiklikler oldu fakat Babam ve Ağabeylerim Derneğimize her zaman destek vermeye devam ettiler. Eşim Hamit Bey de küçük yaşlarda bu davanın içine girmiş olduğu için onun yüreğindeki sevdayı kısaca anlatmak mümkün değil. O hasta Babası ile 11 yaşında muhacerete giderken onun biricik Annesi Doğu Türkistan’da kalmıştı…

Benim gözümde Doğu Türkistan Davası bizim geldiğimiz yıllardan beri çok ağır ilerledi, ta ki, sosyal medyada gündem her gün her saat yayınlanıncaya kadar. Bu şuur ailelerde ve okullarda verilmediği için Türk Gençliği Doğu Türkistan diye bir yerin varlığından bihaberdi. Haberi olmadığı yerde zulüm işkence olduğunu da merak etmedi. Alında kimse bilmiyordu demek haksızlık olur ama yetersizdi. Günümüzde çok geç kalınmışta olsa Doğu Türkistan meselesine Türk milletinin eğilimi her gün dalga, dala artarak devam ediyor. Allah mazlum ve mağdur Kardeşlerinin sesine ses olmak için her türlü katkı sağlayan kardeşlerimizden, Dünyadaşlarımızdan binlerce kez razı olsun. Sizlerin de üniversite öğrencisi olarak Doğu Türkistan Davasına katkı sağlamak için çırpınışlarınız bizleri çok sevindiriyor Allah yollarınızı ve ufkunuzu açık eylesin. Türk İslam’ının Bayraktarı Siz gençlere iki cihanda muvaffakıyetler dileriz, Cenabı Allah Muaffak ve muzaffer eylesin.

Göktürk’ün yayınlanmış eserleri: “Gök Bayrak Sevdası-1”  “Gök Bayrak Sevdası -2” “Ben Türkistan Kızıyım” adlı şiir kitapları. “Doğu Türkistan Geleneksel Uygur Mutfak Kültürü” kitaplarının yayınlanmasından sonra yazarlarının ricaları üzerine: Süyüngül Canişef Hanımın hatıralarından oluşan “Göz Yaşları ile Islanan Topraklar” ve Ahmet İgemberdi Beyin “Hicran Derdi” adlı şiir kitabını Arap Alfabesi Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine çeviri yaptı. Almanya’da “Madina Müzesinde” Nurala Hanımın Doğu Türkistan kültürüne ait koleksiyonlarından oluşan bir Doğu Türkistan Uygur Kültürü köşesi bulunmaktadır.

Göktürk’ün şiirleri ve makaleleri Kayseri, Erciyes Dergisi, Türeli, Yesevi, Gök Bayrak, İstiklal, Çemen, Referans, Uzak Ülkeler, Türkiye gibi birçok gazete ve dergilerde yayınlandı.