İstiklal Marşı’mızın ve Türk dünyasının büyük şairi Mehmet Akif Ersoy, 1873’te İstanbul’da doğdu. Mehmet Akif’in milletin ruhuna hitap edebilmesinin en önemli noktası da, onun samimiyetidir. “Söz ruhtan çıkarsa ruha nüfuz eder, ağızdan çıkarsa kulağın hududunu aşmaz” der. 

Türk Milleti 20. yy başlarında büyük yıkımlarla karşı karşıya kaldı. 8 Ekim 1912’de başlayan ve büyük felaketlere neden olan Balkan Harbinde, Yunan ve Sırp çeteler, Osmanlı Türklerini ve Müslümanlarını Balkanlardan silebilmek için akla gelebilecek her türlü zulmü yapmaktadır. Bu yıkımlar peş peşe gelir. Balkan Harbinin üzerinden çok geçmeden I. Dünya Savaşı başlar, bu sıralarda da Çanakkale Savaşı patlak verir. Vatanın karış karış işgal edilmeye çalışıldığı bu dönem, Akif’in ruhunda derin yaralar açar.

Bu dönemlerde bile Akif geleceğe umutla bakardı. Asım ile teselli bulur ve Asım’ın iradesiyle ülkenin iradesiyle ülkenin kurtulacağına inanırdı. Asım kim mi?

Asım, Mehmet Akif’in ideal gençlik simgesidir. Asım, vatanını, milletini, tarihini seven, değerlerini koruyan ve haksızlığa boyun eğmeyen, karşı çıkan bir gençtir. Aslında Asım Müslüman Türk gençliğini temsil eden bir semboldür. Kendi çıkarları için değil, ülkesinin, milletinin, toplumunun yararı için çalışır. Ülkesini işgal etmeye çalışanlara karşı aklıyla, gücüyle mücadele eder ve kazanır. Ki bunun en büyük örneklerinden birini Çanakkale Savaşı’nda gördük. Asım, Çanakkale’de mücadele vermiş, yılmamış ve başarmıştır. Mehmet Akif, Batı karşısın da her alanda güçlü bir Türkiye’yi hayal etti ve ömrü boyunca bu yolda çalıştı.

Yurdumuzun felaketler yaşadığı o yıllarda, halkın düşmana karşı vatan sevgisini ve inancını canlı tutacak bir marşın hazırlanması gerektiğine karar verilir ve bu durum dönemin Milli Eğitim Bakanlığı’na bildirilir. Bir yarışma düzenlenir. Ödül olarak 500 altın verileceği de bildirilir –ki dönemin milletvekili maaşları bile 8 altındır-. Yarışma için 724 şiir gönderildi ve içlerinden sadece 6 tanesi seçildi. Ancak bunlardan da hiçbiri kabul edilmedi. Mehmet Akif’in para ödülü konulduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenilir. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi’ye göre bu marşı ancak Akif yazardı. Ancak ikramiyeli bir işe de Akif’in girmeyeceğini biliyordu. Ve bir mektup yazdı, şiir, artık iş değildi. Akif’in kaleme aldığı şiir 12 Mart 1921’de, Meclis kararı ile İstiklal Marşı olarak kabul edildi. Hamdullah Suphi mecliste alkışlar eşliğinde defalarca okudu.

Mithat Cemal anılarında şöyle aktarıyor:          

Hastalandığında ona,

Bu şiiri niçin Safahata koymadın? Dedim.

O, benim değil, memleketimindir, dedi….

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN İSTİKLAL MARŞI HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ:

“Bu marş bizim inkılabımızı anlatır. İnkılabımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lazımdır. İstiklal Marşında istiklal davamızı anlatması bakımından büyük manalar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:

“Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal!”

Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Hürriyet ve istiklal aşkı bu milletin ruhudur. Tarihe bakın. Bütün milletlerin bir esaret ve hürriyetsizlik devri geçirdikleri bir hakikattir.Bizim kahramanlarımız hürriyetini kaybedeceğini anlayınca nefsini ateşe vermiş ve küllerini bile düşmana teslim etmemiştir.” Türk budur. İstiklal Marşı’nın bu pasajı asırlar boyunca söylenmeli ve bütün yar ve ağyar anlamalıdır ki Türkün Mete hikayesinde olduğu gibi her şeyi hatta en mahrem hisleri bile tehlikeye girebilir, fakat hürriyeti asla… Bu pasajı her vakit tekrar ettirmek bunun için lazımdır. Bu demektir ki, efendiler, Türk’ün hürriyetine dokunulamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir