Hocalı annelerinin gözü önünde çocuklarının katledildiği, yaşlı, hasta, masum, sivil denmeden bir gecede Ermeniler tarafından vahşice katledilen yerin adıdır. İnsanlık tarihini kara lekesi..Bir Ermeni vahşeti.. Bir direnişin adıydı Hocalı…  27. yılında, Hocalı’yı yakından takip eden ve araştıran Düzce Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Gökmen Kılıçoğlu’na sorduk…

Karabağ Sorunu ve Ermenilerin bölgeye yerleştirilmesi hakkında bilgi verir misiniz?

Karabağ Kafkasya Bölgesinde küçük bir bölgedir. Tarih boyunca Türk Medeniyetinin önemli beşiklerinden birisi olan bir coğrafyadır. Tarih boyunca bölgede az sayıda da olsa Ermeni varlığı olmuştur ama Ermenilerin dediği gibi prenslik gibi değil, daha ziyade yüksek bölgelerde küçük birimler halinde olmuşlardır. Fakat Rusların işgalinden sonra Karabağ ve Kafkasya’nın tamamına çok ciddi anlamda yoğun bir Ermeni nüfusu yerleştirilmesi söz konusudur. Buradaki amaç çok belli aslında “siz Hıristiyan bir grupsunuz ve işgal ettiğiniz bir bölge var. Burada söz sahibi olabilmeniz ve bunun devamlılığını sağlayabilmeniz için gereken dindaşlarınız diyebileceğimiz insanlardır. Burada Ermeniler diğer bir anlamda seçilmişlerdir. Çeşitli vesilelerle İran’dan, Osmanlı topraklarından getirildiklerini görüyoruz. Türkmen Çay ve Gülistan antlaşmalarının maddelerinden biridir bu bölgelerden gelecek olan Ermenilere kolaylık gösterilmesi gibi çeşitli maddeler var. Tarih boyunca Ruslar o bölgeye yoğun bir Ermeni nüfusu toplamaya çalışmışlar ve son derece geniş topraklar vermişlerdir. Ermenileri koruma altında alıp, bölgedeki Müslüman Türklerin elindeki imtiyazların, gücün ve toprakların Ermenilerle bölüştürülmesi sağlandı ve bu şekilde yerleştirildiler. Buna rağmen Karabağ’da uzun süre çoğunluğu yakalayamadılar. Bu nüfus siyaseti bir süre sonra belli bölgelerde Ermeni nüfusu hala istedikleri gibi değil bu seferde bazı bölgeleri Türksüzleştirme çalışmaları başladı. Bu sefer o bölgelerdeki Türkleri başka yerlere göç ettirmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken zaman zaman devlet gücünü kullanıyorlar, zaman zaman Ermeniler tarafından tecrit hareketleri yapılarak insanlar sürülmeye çalışılıyor. Sovyetler Birliği dönemine geldiğimizde de Ermenistan toprağı olarak görülen Batı Azerbaycan’da bulunan Türkler, ilginçtir Erivan şehri Ermenistan’ın başkenti ilan edildiğinde bile Türk nüfusunun Ermenilerden daha fazla olduğu görülür. Sovyetler Birliği döneminde de Ermenistan’daki Türklerin çeşitli dönemlerde başka yerlere göç ettirildiğini biliyoruz. Homojen bir Ermenistan oluşturmada önemli bir olaydır. İlginç noktalardan bir şu, Ermenistan’dan göç ettirilen Türklerin Dağlık Karabağ’a yerleştirilmesine izin verilmemiştir. Dağlık Karabağ Sovyetler Birliği dönemine gelindiğinde Azerbaycan’a bağlı fakat özerk bir cumhuriyet halinde bırakılmıştır. Burada Ermeniler her türlü kültürel, siyasi haklara sahip yaşamışlardır. Sovyetler Birliği dağılana kadar Türklerin bu bölgelerden çeşitli şekillerde atıldığı görülür.

Azerbaycan toprağı olan Hocalı’nın, Sovyet birliklerinin desteğiyle Ermeniler tarafından işgal edilmesini anlatır mısınız? Hocalıda neler oldu?

O süreç içerisinde oradaki Ermenilerle, Sovyet Devrimi sırasında bile gerginlikler görülmekteydi. Bölgedeki Ermenilerin, Ermenistan’a bağlanmak gibi amaçları vardı. O dönemde kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ de buradaki Ermeni hareketlerine karşı mücadele gösterdi.  Ciddi anlamda zaferler elde ettiğini söylemek mümkündür. Sovyet Devrimi’nin yansıması ve Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a girmesiyle artık Bağımsız Azerbaycan Devleti ortadan kalkıyor ama yine o dönemde Sovyet sistemi içerisinde Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan’a bağlanmasına yönelik çalışmalar olduğu görülüyor. Fakat o dönem içerisinde Sovyet yetkililerin Azerbaycan’a Ermenilerle anlaşma yapmaları neticesinde Dağlık Karabağ’ın, Ermenilere Özerklik verilip aynı zamanda Azerbaycan toprakları içerisinde kalmasına karar veriliyor. Bildiğiniz gibi Azerbaycan ve Nahcivan arasına da Zengezur koridorunun girdiğini aynı zamanda da Nahcivan’ın ana toprağından ayrıldığını görüyoruz. Aslında burada ikili bir yapılanma var. Bir tarafta Azerbaycan toprakları içerisinde Ermenilerin hak iddia edebilecekleri bir birim bırakılmış, diğer taraftan ise, Azerbaycanlılar’ ın oluşturulduğu birim oluşturulmuş. Araya Ermeniler yerleştirilerek dengelenmeye çalışılmış.

Sovyetler Birliği çöküş alametleri vermeye başladığı zaman Büyük Ermenistan düşüncesinin ortaya çıktığını görüyoruz. Ermeniler, Sovyetler döneminde de çeşitli nedenlerle korunuyorlardı. Türkiye’yi zaman zaman zor durumda bırakabilmek için 1915 olayları ile ilgili çıkışlar yapılmasına izin veriliyordu. Bunu Dağlık Karabağ halinde görmeye başladık. Dağlık Karabağ’ı, Ermenistan’a bağlamaya yönelik çalışmaları Sovyetler Birliği yıkılmadan, Gorbaçov döneminde yapıldığını görüyoruz. Bunun için Turna gibi organizasyonlar oluşturdular. Bunlar çeşitli gösteriler ve grevler yapmaya başladılar. Zaman zaman çatışmalar yaşandı. Benzer şekilde de Azerbaycan’da bunlar karşı tepki hareketleri oldu. Çünkü Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni taşkınlıkları sonucu yaralanan ve ölen Azerbaycanlı gençler olunca hem Dağlık Karabağ’daki Azerbaycan Türkleri hem de Bakü’deki halkın çeşitli şekillerde tepki gösterdiğini görüyoruz. Bu sırada 20 Ocak Kanlı Yanvar olayının gerçekleştiğini görüyoruz. Burada temelde Sovyetler Birliği’nden ayrılmayla ilgili slogan görmüyoruz ama mevcut halini eleştiren aynı zamanda Ermenilerin taşkınlıklarını eleştiren bir çabanın olduğunu görüyoruz. Bunu bastırmak için Sovyetler Birliği bizzat Gorbaçov’un emriyle tankları devreye sokuyor. Ve birçok Türk’ün ölümüne sebep oluyor. Bu belki de bir şeyleri bastırmak için yapıldı ama halkın bir yandan da bunun müsebbibi olarak gördükleri Ermenilere karşı kinini daha da arttırdı. Ve buna karşı yapılabilecek ideolojik mücadeleyi çeşitlendiren bir süreç oluyor. Azerbaycan’da da bir Halk Cephesi’nin büyümesine ve güçlenmesine sebep olduğunu görüyoruz.  Sovyetler Birliğinin artık çökmeye başladığı dönemde silahlı çatışmaların başladığı görülür. Tarafların silahlarının alınması gibi bazı önlemler alınmaya çalışıldı. Türk tarafının elindeki ev tüfeklerine kadar her şeyin alındığını görüyoruz. Ancak bunu Ermenilere aynı şekilde yapılmadığını görüyoruz. Ki toplasalar bile aynı zaman da Ermenilere silah yardımı yapılıyordu. Örneğin, ortaya çıkan verilerde Ermenistan’da meydana gelen depremde, yardım kolileriyle Ermenilere silah gönderildiğini biliyoruz. Dolayısıyla Dağlık Karabağ’da da Ermenistan’da da ciddi anlamda silahlanmış, ayrılmayı ve bunun için gerekirse öldürmeyi kafasına koyan gruplar var. Sadece siyasi mücadele değil, askeri mücadele de yapmak için gerekirse terör yöntemlerini kullanmak isteyen grupların oluştuğunu görüyoruz. Dağlık Karabağ’da ki çatışmalar hızlı bir şekilde yayıldı. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra işin iyice kontrolden çıktığını söylemek mümkündür. Azerbaycan’ın düzenli bir ordusu yok o güne kadar olan milis güçleri iç güveliği sağlamak için kullanılmış olan birliklerdi ve ağır silahları yoktu. Fakat Ermeniler böyle bir hareketi bekliyor ve biliyorlardı. Ona göre silahlanıp, planlarını belirlediler. Fransa, Amerika başta olmak üzere birçok batılı devletin desteğiyle beraber büyük oranda da Rusların desteğini aldılar. O dönemde Azerbaycan’da siyasi istikrarsızlık söz konusudur. Yani o dönemin yönetiminin basiretsizlikleri var. Hocalı soykırımının o dönemin yönetiminin aymazlığı olduğu görülüyor. Bu iç karışıklıkların ve mevcut olamayan bir ordu, yapılanmaya çalışan askeri birliklerin olduğu dönemde Ermenilerin ciddi başarılar elde ettiği görülür. Özellikle Hocalıdan sonra Azerbaycan’da siyasi hareketlenme daha da artıyor ve mevcut hükümetin yerine daha milliyetçi daha demokrat insanların geldiğini görüyoruz. Elçibey ve Halk Cephesine açılan dönemi görüyoruz. Bunlarla da çeşitli atılımlar olsa bile hem dış destek hem de siyasi istikrarsızlığın sürmesi dolayış ile maalesef istenilen başarılar elde edilemedi. Yapılan ateşkes çalışmaları ve barış çalışmalarının Ermeniler tarafından sabote edildiğini görüyoruz. O süreç içerisinde hem Kazak hem Rus ve Azerbaycanlı birçok üst düzey yetkilinin bölgeye barış görüşmeleri için gelirken Ermeniler tarafından helikopteri düşürülüyor. Bu tarz ciddi olaylar var. Hocalı soykırımının olduğu günlerde İran’ın önderliğinde bir barış anlaşmasının imzalanmasıyla ilgili görüşmeler var. Yapılan bu tip saldırılar olurken Haydar Aliyev’in iktidara gelmesiyle süreçte bir değişiklik görülüyor. Haydar Aliyev net bir askeri sonuç alamayacağını görünce bir ateşkese rıza gösteriyor. Belli bir stabilizeden sonra olayların düzeleceğine dair inancı vardı. Dolayısıyla bir ateşkes anlaşması yapılıyor. Hala bir barış anlaşması yapılmamıştır. Yani Dağlık Karabağ sorunu bitmemiş durumda. Bu bir ateşkes anlaşması, barışın nasıl olacağıyla ilgili süreçler hala devam ediyor. Dünyanın her an patlayabilecek en büyük krizlerinden birisidir. Olayların gelişimini böyle özetlemek mümkündür. Şuan her ne kadar barış görüşmeleri devam ediyor olsa da sınır çatışmalarının olduğunu biliyoruz.

Hocalı da Ermenilerin nüfus siyasetinin bir parçasıdır. Ermeniler bölgede ciddi bir etnik çeşitlilik hareketine başlamıştır. Sadece bağımsızlık kazanmanın ötesimde bir şey var. Bölgeyi tamamen Türksüzleştirmek ve homojenleştirmek istiyorlar. Bu konuda o bölgede hiç Türk bırakmamak gibi amaçları vardır. Bunun için terörün şiddetin her türlüsünü yapıyorlardı. Hocalı bu anlamda büyük bir direniş noktasıydı. Hem stratejik önemi vardı hem havaalanı var, aynı zamanda önemli yollar üzerinde ve Dağlık Karabağ’ın başkenti Hankenti’ni kontrol edebiliyor. Bölgedeki Türk köylerinden gelenlerde çoktu. Bölgeyi tamamen Türksüzleştirme hareketini tam yapamıyorlardı. Hocalıdaki direnişi gören bölgelerdeki halkta direnmeye başlıyordu. Sonradan ortaya çıkan telsiz görüşmelerinde şu görülüyor ki, Hocalıda zaten bir soykırım yapmayı bile isteye geliyorlar. Nüfus değişikliğinde ziyade keskin bir zihniyet değişikliğine gitmeye çalışıyorlar. Koçaryan’ın ifadesi ilginçtir: “Biz Hocalıya kadar Türkler bizim sivil öldürmeyeceğimizi düşünüyorlardı. Biz bu kalıbı yıktık.” Bu aslında önemli bir veridir. Hocalıyı birkaç ay önceden kuşatmış durumdalardı. Su ve elektrik kesintilerle gelmekteydi. Böyle bir durumda insanlara yardım gelmiyor, askeri imkanları kısıtlı hem yaşam şartları kısıtlı fakat direnen bir grup var. Ermenilerin şunu beklediğini görüyoruz; birincisi insanları zor duruma düşürmek, ikincisi, buraya yapılacak yoğun bir saldırıda Rusların desteğini almak için ciddi bir faaliyet içerisindeler. Bölgede Rusların 366. Mekanize Tugayı bu bölgede. Ermeniler gücü arkalarına alınca Hocalıya yönelik bir saldırı başlatıyor. Gece baskını ile başlıyor. Zaten hafif silahlarla savunmaya çalışan Türkler başarısız olunca sivil halkı tasfiye etmeye başlıyorlar. Ermenilerin iddiası şu: “ Biz, sivil halkın boşala bilmesi için koridorlar bıraktık.” E koridoru bıraktın ama panikle giden silahsız insanları neden öldürdün. Hocalı ile ilgili verilen ölü, yaralı sayılarının hepsi yanlıştır. Resmi veriler gerçeği yansıtmamaktadır. Bunun birkaç mislidir. Söylenenler cesetleri bulunup toplananlardır. Ve kentin dışına çıkanlardır. Hocalının içinde kaç kişi kaldı, kaç ölü var bunların tam sayısını bilmiyoruz. 613’ün çok çok üstünde bir rakam var çünkü Hocalı tüm bölgelerden kaçıp gelenlerin yoğunlaştığı, bölgeydi. Neredeyse bu nüfustan kimse kalmadı. Ermeniler bu bölgeyi tamamen haritadan sildi. Hocalıyla neyi yaptılar? Bir kere kontrolü, hava üstünlüğünü ele geçirdiler, yolun üstünlüğünü ele geçirdiler ve ciddi anlamda Azerbaycan halkının moralini bozdular. Bundan sonraki süreç daha hızlı işlemiştir. Ermeni vahşetinin boyutunu gören sivillerin tutuna bilme şanslarının çok az olduğunu görüyoruz. Her şeye rağmen şunu söylemek mümkün Rusların varlığı olmadan böyle bir hareketi gerçekleştiremeyeceklerini biliyoruz. Bunun neticeleri ne olur, bu kadar açık bir soykırımı yapanların önemli bir kısmının sonradan Ermenistan’ın devlet yönetici olduklarını ve çifte standarta sahip batılıların o kanlı elleri sıkmakla hiç imtina etmedikleri görülüyor. Ama tarihe ait olmayan şeylerin hesabını sormaya kalkıyorlar. Büyük katliamlar yaptıkları biliniyor. Yanlarında farklı ülkelerden destek için gelenler var. O dönemde gazeteci olarak bölgede bulunanlar var. Bazı Rusların olaylara tahammül edemeyip rapor ettikleri durumlar var. Bunların hepsinde insanlara neler yaptıkları, nasıl işkencelerle yok ettikleri, organlarını nasıl kesip sattıkları, insanları nasıl sakat bıraktıklarıyla ilgili yüzlerce ifade bulmak mümkündür.

Size göre Hocalıda yaşananların soykırım olarak değerlendirilmeyip, Ermenistan’a herhangi bir cezada bulunulmaması BM Soykırım Suçunun Önlenmesi Ve Cezalandırılması Sözleşmesinin ihlali anlamına mı geliyor? Ermenistan’a neden böyle bir tolerans tanınıyor?

Buna siz soykırım diyebilirsiniz tüm şartlar uyabilir. Fakat soykırım her şeyden önce hukuki bir kavramdır. Bununla ilgili biz soykırım şartlarını yerine getirdiğini söylüyoruz. Ama BM ve diğerleri bunu bir ceza mahkemesi tarafından bu anlamda bir ceza verilmiş olması lazım. Yani BM bunu bu şekilde resmen ifade etmeye bilir. Bu anlamda suçlayan bir mahkeme kararı olmadığı için nu şekilde ifadeyi kullanmaktan çekinmiş olabilirler. Nitelik olarak ben ceza almamış hiçbir olaya soykırım demem derseniz bunu anlarım. Ama herhangi bir uluslararası mahkemeden ceza almamış başka olayları soykırım olarak tanımlayıp resmi ifadelerde bunu kullanıyorsanız ve Hocalıyı bunun dışında bırakıyorsanız o zaman zaten bir insanlık ayıbı yapıyorsunuzdur.

Dünyanın Hocalı Soykırımına bakış açısı nedir?

Dünya basınına yansır yansımaz ilk önce bunu Ermenilere yapılıyormuş gibi göstermeye çalıştılar ama mızrak çuvala sığmadı. Gazeteciler çektiklerini yolluyor ama kanallarda tam tersi olarak gösteriliyordu. Birkaç namuslu gazeteci bunun böyle olmadığını düzeltmek durumunda kaldılar. Avrupa’nın çeşitli gazetelerinde bunula ilgili ifadeler var. Hatta doğrudan oraya araştırmak için gitmiş olan birisi var. Diyor ki “Yanımdaki fotoğraf görevlisi artık olayların şokundaydı ve zorla itiyordum fotoğraf çekmesi için. Ne tarafa baksa ürperiyordu. Kulağı kesilmiş, burnu koparılmış, gözü oyulmuş çocuklar var. Ağaca asılmış, derisi yüzülmüş insanlar var.” O dönemi gören bazı gazetecilerin tedavi görmesi gerektiğiyle ilgili raporlar var. Dünyanın Ermenilere karşı o dönemde bir tepki gösterdiğini biliyoruz. Fakat bunun cılız kaldığı sonradan yapılanlardan belli.

Hocalıda yaşanan soykırım haberini alınca Türkiye neler yaptı?

O dönemde hükümet karışıklık olduğunu biliyor hatta iletişim imkanları da zor. Sovyetler Birliği döneminden kalan bazı aksaklıklar vardı. Birçok konuşmayı yapmak için Moskova üzerinden yapmanız gerekiyordu. Hükümet o tarihlerde olayların kızıştığını ve çatışmaların arttığını biliyor. Fakat Bakü’den sağlam iletişim kuramadıklarından yakınıyorlar. Basına yansıyan ifadelerden birisi budur. Durum vahim somut olarak ne yapacağımızı çok fazla bilemesek bile nasıl engellenebilir bununla ilgili endişelerimiz var. Bu basına siyasilerin ifadesiyle yansıyor. Hocalı ile ilgili 27-28 Şubatta haberlerin geldiğini görüyoruz. Türkiye uluslararası platformları kullanmaya çalışıyor. Bunu gündeme getirmeye çalışıyor. Aynı şekilde Ermenistan’a karşı uyarılarının olduğunu görüyoruz. Doğrudan müdahale söz konusu değil. Ama Türkiye bölgeye askeri müdahalede bulunmalı mı? Bulunmamalı mı? Bunun tartışmalarının olduğu görülüyor. Olaydan 1 hafta geçmeden gazetelerden bunun soykırım olduğuna dair yazıların çıktığını görüyoruz. Kamuoyunda çok ciddi bir karşılık buluyor. Üniversitelerde olaylar çıktı.

Hocalıdan sonra Türkiye- Azerbaycan- Ermenistan ilişkileri nasıl şekillendi?

Bizim için değişim noktalarından birisi Kelbecer. Hocalı bir infial ama Belli bir anlaşmaya varıldıktan sonra Kelber ile birlikte diğer işgallerinde devam etmesiyle diplomatik bir ilişki geliştirmiyorduk zaten ama Türkiye sınırlarını da kapattı. Tam anlamıyla Azerbaycan’ın yanında olduğumuzun göstergesidir. Ama dediğim gibi maddi ve manevi anlamda desteğimizin bulunmasına rağmen askeri anlamda yardımda bulunamadık. Bu konuda ciddi bir çekince vardı. O dönemde iç politika bizim için önemliydi, koalisyonlar vardı ve ülkemizde terörün çok ciddi bir boyuta çıktığını görüyoruz. Türkiye sorun çözücü olarak bir politika izleyip bunu başarmış olsaydı Türk Dünyasının Cumhuriyetleriyle ilişkilerinde bunun verdiği bir prestijle girmesi çok daha kolay olmuş olacaktı. Ama böyle bir şeyin baştan önünün kesilmek istendiğini ve Türkiye’de inanılmaz krizlerin yaşandığını görüyoruz. Buna rağmen Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini tüm baskılara rağmen diplomatik ilişkiler kurmamıştır. Diplomatik temsilciliklerini açmayarak tavrını göstermektedir. Zaman zaman zirveler olsa da Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde temel nokta olarak Karabağ örneği koyuyoruz. Diğeri ise tehcir ile ilgili olan iddialardır.

Türkiye’de Hocalı “katliamını” anmam konferansları veriliyor, milletvekilleri, liderler bildiriler yayınlıyor. Ancak Sinan Oğan’ın “26 Şubat Hocalı Soykırımını anma günü olarak kabul edilsin” kanun teklifi meclisten geçemedi. Bunun nedeni size göre ne olabilir?

Devletin parlamentoların soykırım gibi hukuki bir konuda karar verme yetkisi yoktur diye bir politikası var. Özellikle sözde Ermeni soykırım iddialarının farklı ülke parlamentoların da görüşülmesine karşı bir argümandır bu. Ancak bu hukuki ifade kullanılmadan da bir yol bulunabilir. Özellikle sivil toplumun bu konuda devletle aynı hassasiyetle yaklaşması gerekmez. Hukuki ve vicdani olarak Hocalı bir soykırımdır. Meclis bunun soykırıma uyduğu ancak kendinin buna karar vermeye yetkili olmadığını ancak bir katliam adıyla da olsa anılması gerektiğini bildirmeli ve Hocalı Soykırımını mutlaka anmalıdır.

AZERBAYCAN BAYRAĞINI KARABAĞ’DA ASACAĞIZ!!