Hiç Çerkez kardeşlerimizin kültürünü merak ediyor musunuz diye sorsam, nasıl bir tepki verirsiniz merak ediyorum doğrusu. Hem kendim merak ettiğim için hem de sizlerin de ilgi duyduğunu düşündüğüm için yazıma bu soruyla başladım. Evet, itiraf ediyorum, çok merak ediyorum ve yine boş durmadım. Kim bana bu konuda yardımcı olabilir derken Çerkez kültürünün devam ettirildiği ve sürekli faaliyetlerin yapıldığı Düzce/Köprübaşı köyündeki Meryem abla yardımcı olur dediler. (Tabi o benim için artık tatlı Çerkez Meryem Teyzem.) Köye girdiğim zaman cennete mi düştük diye bir tabir kullanırız ya, işte tam olarak bu ifadeyi kullanabileceğimiz bir köy. Şehrin kalabalığından uzakta, sakin, yemyeşil, tertemiz, evlerin bahçeleri çiçeklerle dolu ve bir o kadarda bakımlı… Bu güzel yerde ilerledikten sonra Meryem Teyzenin kapısını tıklattım. Çok naif bir şekilde ayakta karşıladı.

Kaç yaşında olursa olsun çocuk dahi olsa gelen misafir ayakta karşılanır. Çocuklarında büyüdüklerinde bu şekilde misafiri buyur etmeleri için davranışlarıyla örnek olmaya çalışıyorlar. Bu hepimize tanıdık gelen bir gelenek olsa gerek. Kısa bir tanışma faslından sonra Çerkez kültürü ve adetleri üzerine sohbetimize başladık. Meryem Teyze Çerkez adetlerinin bazılarına ağır gelse de, hepsinin sevgi, saygı ve insana dayalı olduğunu belirtiyor. Özellikle eskiden gelinlere karşı adetlerin çok katı olduğunu belirtiyor. Mesela, gelinler kayınbaba ve kayınvalide ile oturup beraber yemek yemez ve en son ne kalırsa onu yerlermiş. Hatta Meryem teyzenin annesi de 1 hafta bu nedenle bir şey yiyememiş. Hatta gelin ve kayınvalide arasında mesafeden dolayı herhangi bir tartışma olmuyor ve var olan saygı devam ettiriliyor. Tabi bu durum şuan biraz daha esnekmiş. Meryem Teyze büyüklerle yüz göz olunmadığı için bu geleneğin hoşuna gittiğini belirtti. Ayrıca Çerkezler’de akraba evliliği olmuyor. Hatta komşunun çocuğu ile de evlenemezsiniz. Çünkü aynı köyde olduğunuz için kardeş olarak kabul edilirsiniz. Ayrıca anne- babalar kız istemeye gitmiyor, onların yerine ailedeki en yakın kişi olarak damadın amcası ya da dayısı ile gidilirmiş. Benim en çok şaşırdığım ama bir o kadarda saygı duyduğum adet ise, anne ve babanın çocuklarının düğününde salona girmeyişleriydi. Meryem Teyze kendi düğününe de annesinin gelmediğini söyledi.(tabi şuan gidiliyormuş) Ancak tatlı Çerkez Teyzem kendi çocuklarının düğününe gideceğini belirtince mutlu oldum açıkçası. Bu güzel sohbet lezzetli Çerkez yemekleriyle devam etti. Çok çeşitli mutfak kültürleri var. İftara kalamayacağımı söyleyince yemeğe gideceğime söz verdim. Bir dahakine mutlaka yemeğe beklediğini söyledi. Tabi iftardan sonra tadına bakmam için yaptığı tatlıdan ve Çerkez peynirinden ikram etti. İftardan sonra yedim ve özellikle peynir çok lezzetliydi. Teyzemin kendisi de Çerkez oyunlarını güzel oynuyormuş.

Şöyle de bir gelenek varmış, eğer hastaysanız ve ağrılarınız fazla ise arkadaşlarınız gelir sabaha kadar sizin yanınızda mızıka ile eğlence yapılır. Ağrılarınızı o akşam atlatmanız için.

 Sürgün sırasında dedesinin tanık olduğu ve zulmün boyutunu gösteren bir olayı anlatırken gözyaşlarını tutamıyor. Dedesi ana vatanlarından gemiler ile sürgün edilirken 8 yaşındaymış. Ve gemide bulunan annelerden biri bebeği öldüğü halde mürettebata emziriyor gibi gösteriyormuş. Tabi zamanla koku yayılmaya başlamış ve mürettebat bebeği denize fırlatmış. Ailesinden koparılan anne evladının acısına dayanamayıp peşinden Karadeniz’in azgın sularına atlamış ve gözden kaybolmuş. Bu gemilerde ölenlerin veya sağ olanların denize atılıp ölüme terkedildikleri bir sürü acı dolu hikâye… Meryem Teyze bu hikâyeleri ilk duyduğu andan beri balık yemediğini ve hatta deniz gördüğünde içinin ürperdiğini belirtiyor.

Kafkasya’ya gitmek istiyor musunuz diye sorduğumda. Atalarımın topraklarını ziyaret etmek istiyorum diyerek ekledi.. “Türkiye tabi ki de bizim vatanımız. Bütünlüğü ve beraberliği için kanımızı son damlasına kadar veririz. Bu topraklarda doğduk, büyüdük, bu havayı, bu suyu içtik. Vatan sevgisi imandandır. Ama ata topraklarımda da yaşamak isterim.” Bu güzel sohbetinden sonra vedalaştım kendisiyle. Çok tatlı, araştırmacı, herkesin kültürüne saygı duyan ve kesinlikle ayrım yapmayan bir kişiliğe sahiptir.

Sonrasında Adıge Kültür Evi Derneğine uğrayıp faaliyetleri hakkında bilgi almayı unutmadım.

Mehmet Akif’in de dediği gibi :

“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

Yani ayrılık girmeden bir millete düşman giremez. Toplu çarpan yürekleri top sindiremez..

Bu toprakları kendi vatanları bilen, kültürlerini bu topraklarda devam ettiren, kaderleri bu topraklara bağlanmış, kardeşlerine dil, din, ırk, etnik köken ayrımı yapılmayan bir ülkede buna engel olacak “etnik ulusçuluk yapılıyor” diyen sığ kesim çıkacaktır. Ama biriz, bütünüz, iç içe geçen kültürlerimizi devam ettiriyoruz, akrabayız, kardeşiz Meryem Teyze gibi herkes bunun bilincinde olduğu sürece amaçlarına ulaşamayacaklardır. Türk ulusal üst kimliği altında birleşen herkes Türk’tür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir