Türkiye’nin önemli thinktank kuruluşlarından biri olan Stratejik Düşünce Enstitüsünün Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Koordinatörü olan Doç. Dr. Erkin Ekrem ile Çin, Orta Asya ülkelerinin işbirliği yapmaları ve Türkiye’nin yeri üzerine konuştuk.. Ayrıca Erkin Ekrem, 1981-1986 yılları arasında Xinjiang Çin Tıbbı Fakültesi bitirmiştir. Türkiye’ye geldikten sonra ise  1993-1995 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde master eğitimi görmüştür. 1995-2003 yılları arasında ise aynı bölümde doktora yapmıştır. Türkiye’deki önemli thinktank kuruluşlarında ise Orta Asya ve Uzakdoğu uzmanı olarak çalışmaktadır.

Orta Asya Devletleri arasında birlik kurulsa bu durum Çin’i nasıl etkiler?

Tarih boyunca şunu gördük; Hunlar döneminde de Orta Asya tamamen Hunlara bağlıydı. O zamanda Orta Asya’ya başka güçler giremiyordu. Örneğin en son Timur’da bunu gördük. Timur’da Orta Asya’yı birleştirdiği için diğer güçler bölgeye giremedi. Tabi o zaman da büyük güçler çok yoktu. Ama bölge savunmasız bir bölgeydi. Çevresinde büyük güçler vardı. Bu nedenle bölgeye el atabilirler. Örneğin ticaretten dolayı, Rusya açısından arka bahçe olarak değerlendirilerek ya da Çin açısından yolu açıp Avrupa’ya ulaşmak şeklinde düşünülebilir. Bunun dışında Hindistan içinse güneyden kuzeye geçebilmek için ya da Orta Asya’daki enerjiyi Hindistan’a ulaştırmak amacı ile bölgeye girmek isteyebilir. Siyasi, ekonomik, güvenlik ve ulusal çıkarı ilgilendiren bütün unsurlar bölgeyi istikrarsız bir hale getirebilir. O zaman bölgede bütün bir güç oluştuğu zaman ise büyük güçler kendi aralarında oyun oynayamazlar. Örneğin Ruslar bugünkü Kazak steplerine girdikleri zaman, Kazakların üç cüzü arasındaki sorunlardan yararlanarak tek tek halletmeye çalıştı. Ama bir büyün olunduğunda bunlardan istifade edemezler. Özbekistan üzerinden değerlendirdiğimizde ise mesela Özbeklerin kurduğu üç tane hakimiyet var ve birbirleri arasındaki ilişki iyi değildi. Bundan istifade ettiler. Karşı koyma güçleri zayıftı. Rusya bunları tek tek halletti ki Doğu Türkistan’da öyleydi.  Her şehirde bir hanlık kurulmuştu ve hepsi başka yere bağlıydı. Mançur İmparatorluğu ’da, bu parçalanan durumdan istifade ederek hakim olabildi. Dolayısı ile Orta Asya’da bir bütünlük olduğu zaman da diğer güçlerin buraya müdahalesi zor olur.

Size göre, Orta Asya ülkelerinin Çin ile işbirliği içinde olmalarının nedeni nedir? (Ki bölgede ABD ve Rusya’da mücadele içinde)

Birincisi, Çin pazarına ihtiyaç var. İkincisi ise Çin’in yatırımına da ihtiyaç var.

Ayrıca büyük bir devletin yanında yaşamakta kolay değil, bu bir güvenlik sorunudur. Yani Çin güvenlik anlamında Orta Asya devletlerini tehditte edebilir. Bu nedenle, Orta Asya’daki devletler Çin ile olan ilişkilerini iyi düzeyde tutmak istiyorlar ki Çin ve Rusya’nın ilişkileri iyi olduğu zaman, Orta Asya’daki devletler rahat olur. Eğer Orta Asya’da, Rusya ve Çin arasında bir sorun yaşanırsa, ikisi arasında tercih yapmak zorundalar.

ABD ise uzaktaki bir güçtür. Rusya ve Çin’e benzemiyor. Amerika gelse bile ne derecede yararlı olur? ki bu dönemsel bir yararlanma olur. Mesela Kırgızistan örneğini verebiliriz. Zamanında Kırgızistan Amerika’ya üs verdi. Sonra ise Rusya’da üs istedi ve bölgeye geldi. Çin ise dışarıda kaldı ve üs istemiyorum ama Kırgızistan ile askeri tatbikat ve askeri alanda işbirliği talep ediyorum dedi. Çin Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra ilk yurtdışı askeri manevra Kırgızistan ile yapıldı. Demek ki, Orta Asya’ya Amerika geldiği zaman diğer güçler bundan rahatsız oluyor. Yani Amerika gelse Orta Asya için belki dönemsel istikrar sağlanabilir. Ama siyasetin değişmesi ile mesela Şangay İşbirliği Örgütü’nün baskısından dolayı Amerika Manas üssünden çekilmek zorunda kaldı. Amerika çekilince, Çin’in Kırgızistan üzerindeki ilgisi eskisine göre azaldı. Amerika olduğu sürece ilgi daha fazla oluyor. Ama bu seferde Kırgızistan hem Çin hem Rusya hem de ABD ile uğraşmak zorunda kalıyor.

Türkiye’nin Orta Asya’daki varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genellikle tarih, kültür, ırk ve dini anlamda ortaklıklar var. Bu ortaklık avantajdır ve potansiyel bir güçtür. Bunu ortaya çıkarabilmek için bazı yöntemleri geliştirmek lazım. Örneğin zamanında Turgut Özal’ın Orta Asya ziyaretinden sonra Türkiye ve Orta Asya devletlerinde ortak Pazar oluşturma fikrini ortaya koydu. O zaman Orta Asya devletlerinin çoğu bunu kabul etti. Hatta, 1994’te Orta Asya devletleri arasında Parlamenterler Birliği kuruldu. Bununla Orta Asya’daki bazı sorunları ortak çözmeyi hedeflemişlerdi. Fakat bu birlik işlevsel boyutta pek sonuç alamadı. Sonra ise ayrı ayrı geliştiler. Ama yine de “ hepimiz birlik olsak ve bazı sorunları birlikte çözsek” görüşü vardır. Örneğin basit sorunlar var. Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ın sınır sorunu var. Üst bir parlamenterler birliği olduğu zaman sorun kendiliğinden kayboluyor. Çünkü sınırlar açılıyor. Birlik sağlandığında mevcut bütün problemler çözülebilir. Türkiye büyümek istiyorsa eğer orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu’da istikrar sağlaması lazım.

Şangay İşbirliği Örgütü’ne, Hindistan ve Pakistan’da dahil oldu. Peki, iki ülke arasındaki sorunlar ŞİÖ ve Çin’i etkiler mi?

ŞİÖ sorunun kendilerine getirilmesini istemiyor. Fakat Pakistan ve Hindistan arasındaki sorunlardan birisi Keşmir sorunudur. Sadece Hindistan ve Pakistan’ı ilgilendirmiyor. Aynı zamanda Çin’i de ilgilendiriyor. Ayrıca tarihsel boyuta bakacak olursak eğer, İngiltere’yi de ilgilendiriyor. Keşmir sorunu ile ilgili BM tarafından kararlar çıktı ama kimse bunu uygulamadı. Dolayısı ile Birleşmiş Milletleri de ilgilendiriyor. Yani, Pakistan- Hindistan sorunu hem geniş hem de karmaşık bir sorundur. Göründüğü gibi değildir. ŞİÖ’ne bu sorun geldiği zaman Çin’i de ilgilendirir. Bu nedenle Rusya ve Çin gibi devletlerin sorunu kendiniz çözün gibi tavırları var.

Dünya Uygur Kurultayı’nda başkan yardımcısısınız. Kurultayın faaliyetleri Doğu Türkistan konusunda istenen sonuçları veriyor mu?

Kurultay Almanya’da tescil edilmiş bir teşkilattır. Bu teşkilatın bir devlet gibi çalışmasını beklemekte doğru değildir. Buna rağmen yine de devlet gibi çalışıyor. Davayı dünya sahnesine götürmede ve uluslararasılaştırmada başarılı sayılır.

1949’dan sonra İsa Yusuf Alptekin, Mehmet Emin Buğra davanın uluslararası boyuta taşımak için çok çabaladılar. Ancak bunu göremediler. Ama son 15 yıldan beri, kurultay davayı bu boyuta taşıyabildi. Çünkü bir davayı uluslararasılaştırmak çok büyük bir çaba gerektiriyor ve bu büyükte bir başarı sayılır. Bunun ispatı ise, birçok ülke Doğu Türkistan ve Uygurların insan haklarını savunmak için zaman zaman Çin’i eleştirdiklerini görüyoruz. AB dahil Kanada, ABD, Avusturalya, gibi ülkelerin de Çin’i eleştirdiğini görüyoruz. Ve geçen Ağustos ayında Doğu Türkistan sorununu BM İnsan Hakları Komisyonu’nda gündeme getirdiler. Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nde gündeme geldi. Doğu Türkistanlıların itirazı ile de, bağımsız araştırmacılar Çin’e gönderildi. Araştırma sonuç raporları Birleşmiş Milletlere sunuldu. Tabi Çinliler bunu tamamen reddetti. Raporlar ortaya konulunca Çin, bunların toplama kampı değil, eğitim kampı olduğunu ifade etti. Daha fazla belge ortaya çıkmaya başlayınca Çin müdafaa etmeye çalıştı. Ama diğer yandan Avrupa’nın birçok ülkesi bu sorun için dışişleri bakanlıkları vasıtası ile Çin’i eleştirdiler. Çin’deki 16 devletin büyükelçileri kampların kapatılması için mektup hazırladı. Bunların hepsi Doğu Türkistan davasının uluslararasılaşmasında etken oldu. Böylece, şuan dünya Doğu Türkistan meselesini biliyor.

Türkiye- Çin ilişkilerinde Doğu Türkistan’ı nerede görüyorsunuz?

Türkiye’de Çin ile ilişki geliştirilirken iki çeşit görüş var. Birincisi, Uygurlar iki devletin ilişkisini geliştiren ya da rahatlatan bir kültürel köprü olsun. İkincisi ise, Çinliler bunu kabul etmezse eğer, Uygur sorununu ikili ilişkiden çıkarmak.

Tabi bunlar olmadı. Çünkü bu sorun Çin hükümetinin sorunudur, Türkiye’nin değil. Fakat Çinliler şöyle bakıyor: Doğu Türkistan sorununun ideolojik kaynağı Türkiye’dir. Türkiye’de birçok insan Doğu Türkistanlıları destekliyor. Doğu Türkistanlıların birçok derneği Türkiye’dedir. Türkiye bu nedenle Uygurları destekliyor. İki devletarası ilişkide ne kadar Uygur meselesini çıkarsa dahi Çin bunu önüne çıkarıyor.

Ama Türkiye, şuan Doğu Türkistan’daki o baskı ve zulmü kaldırabilecek güçte değildir ve imkanı da yoktur. Yani bazen fayda sağlıyormuş gibi bazen de zarar veriyormuş gibi görünüyor.

Türkiye, Çin’in Doğu Türkistan’daki politikalarını ele aldığında, bu konuda nasıl bir strateji belirleyebilir?

Türkiye’nin Çin ile olan ilişkilerinde önemli birkaç tane konu var. Birincisi, gelişmekte olan Türkiye’dir.  En çok ihtiyaç duyulan şey yatırım ve teknolojidir. Bunun büyük bir kısmını Çin’in verebileceğini düşünüyor. Örneğin altyapılar, köprüler ve 3. Nükleer santral gibi bir takım menfaatimize Çin’in yardım edeceğini umuyor.

Diğer yandan batı ile ilişkilerimiz çokta iyi değil. Bölgesel çıkarların çatışmasından dolayı uyumlu değil. Bu nedenle siyasi anlamda da Çin, Rusya ve Hindistan ile ilişkiler geliştirmek zorundadır. Eğer Türkiye bu şekilde kendi ulusal çıkarlarını düşünüyorsa, Çin’in Doğu Türkistan politikalarına fazla müdahale edemez. Müdahale edebileceği konu insan haklarıdır ki evrensel bir konudur. Müslümanlar için kul hakkıdır. Bu açıdan oradaki baskıyı yumuşatmaya ve zulümleri azaltmaya bir faydası olur diye düşünüyorum. Bunun dışında Çin ile ilişkileri gerilemeye sürmenin şu aşamada Türkiye için de bir faydası yoktur. Ama ileride bazı şeyler değiştiğinde o zaman bu durumda değişebilir.